KISA FİLM NEDİR - HABERLER

İçeriğe git

Ana menü:

KISA FİLM NEDİR



1960 lı yılların sonunda İstanbul'da bir araya gelen bir grup genç "Genç Sinemacılar" hareketini başlattılar.
Bir taraftan dönemin siyasi olaylarını belgeliyor, bir yandan da kısa filmler üretiyorlardı.
Aynı yıllarda "Robert Kolej Sinema Klübü" tarafından "Hisar Kısa Film Yarışması 1967-1970 " düzenlendi ve dört kez tekrarlandı.
1979 yılında İFSAK da (İstanbul Fotograf ve Sinema Amatörleri Derneği) bir araya gelen bir grup genç "Ulusal Kısa Film Yarışması"nı ve bu tarihten 10 yıl sonra da "İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali"ni düzenlemeye başladılar. Türkiye'de sinema okullarının devreye girmesi, çekim ve kurgu konusunda dijital olanakların çoğalması ile birlikte, üretim sayısında önemli bir artış oldu.

Ülkemizde ne yazık ki, uzun yıllardan beri uğraş verilmesine karşın, kısa film ve belgesel yapısal varlığını gerçek anlamda oluşturamadı. Zaten bu sorumluluğu salt gönüllü girişimlerle ayakta tutabilmek olası değil. Kısa film ve belgesel, alt yapı, üretim ve dağıtım açısından, kendi başına bir sektör olarak ciddiye alınmadığı sürece bu başıboşluğun sürgit devam edeceğini söylemek hiç de zor değil.

Bir ülkede, sinemanın gerçek anlamda var olabilmesi için bazı koşulların mutlaka yerine getirilmesi gerekiyor. Bunun en başında özerk bir “ Ulusal Sinema Merkezi “nin varlığı geliyor. Bu kurum içinde uzun metrajın yanında, kısa film ve belgesel bölümüne de kapsamlı bir yer ayrılmalı. Bu yapı, on-on beş kişi kadar sürekli çalışan bir kadroya, bilgisayar donanımlarına, arşive, film izleme odalarına, web sayfasına sahip olmalı. Dünyadaki örneklere baktığımızda kısa filmin ve belgeselin kendi başına bir sektör olmasının atar damarını bu alt yapının oluşturduğunu görüyoruz. Fransa'da “ Unifrance “, Yunanistan'da “Greek Film Centre“, Macaristan'da “ Hungary Film Unio “, Meksika'da “ Instituto Mexicano de Cinematografia “ ya da İran'da “ Iranian Young Cinema Society “ örneklerinde olduğu gibi.

Yurt dışında, “Swedish Film Institute”, “London Film School”, “Lodz Film School”, “FEMIS” gibi okullar çok sınırlı sayıda öğrenci alıyorlar ve sadece sinema eğitimi veriyorlar. Yani bir üniversitenin, İletişim fakültesinin bölümü değiller. Birkaç yıllık ortak eğitimden sonra, kendi içlerinde, yönetim, kurgu, kamera, ses, senaryo, oyunculuk gibi uzmanlık alanlarına ayrılıyorlar. Bizde, eskiden sinema bölümlerine yetenek sınavı ile az sayıda öğrenci alınır ve onlar özenle yetiştirilirdi. Zaten şu anda piyasada filmlerini çeken çoğu ünlü yönetmenimiz o dönemlerin öğrencileri. Sonra bu sistemden vazgeçildi. Yetenek sınavları kaldırıldı. Her üniversitenin iletişim fakültelerinde sinema bölümleri açıldı.  Merkezi sınav sistemindeki puan yeterli sayıldı. 50-60 kişilik sınıflar yaratıldı. Ne eğitmenler öğrencileri ile yeterince ilgilenecek zamanı bulabiliyor, ne öğrenciler beklenen performansı gösterebiliyor, ne de altyapı yetiyor. Her yıl sanırım bine yakın kişi sinema bölümlerinden mezun oluyor. Çoğu kez gerekli bilgi birikimi ve deyim olmadığı, piyasada da bu kadar mezuna cevap verecek beklenti olmadığı için gençler ciddi sıkıntı yaşıyorlar. Neyse ki teknoloji ucuzladı ve gelişti. İnternet üzerinden bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Gençlerin her şeyi okuldan beklememeleri, kendilerini yetiştirmek için ayrıca çaba göstermeleri, genel kültürlerini olabildiğince geliştirmeleri, ülkesinin sorunlarını yakından takip etmeleri gerekiyor.

Başarılı bir kısa film ve belgesel çekmek sanıldığından daha da büyük bir emek,  birikim ve zekâ gerektiriyor. Bir film tasarlarken alışıldık öykülerin, dramatik yapının dışına taşmak gerekiyor. Dünya genelinde baktığımız zaman 7-8 dakika olan çalışmaların kısa film olarak daha öne çıktığını, daha fazla akılda kaldığını görüyoruz. Filmin süresi kısaldıkça yönetmenin işi daha da güçleşiyor. Filmin süresi uzadıkça anlatılan konu ve anlatım şekli giderek uzun metraja öykünmeye başlıyor ve ister istemez kısa metrajın anlayışından uzaklaşılıyor. Kısa filmin süresi çok sınırlı olduğu için klasik anlamda dramatik bir yapı kurmak, öyküyü bilindik olaylar zinciri üzerinden geliştirip sonuca bağlamak filme zarar veriyor.

Sermaye kesimi kısa metraj filmleri ve belgeselleri kendi tanıtımını yapmak için bir araç olarak kullanmaya başladı. Geniş bir gençlik kesiminin bu alana duyduğu ilgiyi reklam malzemesi olarak değerlendiriyor. Yarışmalar düzenliyor ve dağıttıkları düşük parasal ödüller karşılığında birçok filmin ücretsiz olarak gösterim hakkını alıyor. Ödül alan film dışındaki filmlerle de, gösterim ücreti ödemeden, programlar yapıyor. Bu yaklaşım ülkemizde kısa filmin ve belgeselin çalışmalarını ne yazık ki bir adım öteye taşıyamıyor.

Aslında kısa film ve belgeseller, sanıldığını aksine, eğer nitelikli bir çalışma ise, çok sayıda seyirciye ulaşabiliyor. Belki garip gelecek ama çoğu kez uzun metraj filmlerden daha çok izleniyor. Bunun nedeni daha kolay salon buluyor olmalarından, daha kolay çoğaltılıp dağıtılmalarından ve dünyada daha çok sayıda kısa film ve belgesel festivali olmasından kaynaklanıyor. Her zaman söylüyorum “İyi bir kısa film ya da belgesel çek, o film dünyayı senin ayaklarına getirecektir”. Uzun metraj bir filmin bir ülkede gösterilebilmesi için, o ülkedeki ticari dolaşıma girmesi gerekiyor ki, bu Amerikan filmleri rekabeti karşısında çok güç.

Eğer ülkemizde, beklendiği ölçüde nitelikli kısa filmler ve belgeseller üretilemiyorsa bunun başlıca nedeni örgütlenme, üretim ve dağıtım koşullarının yerine getirilememiş olmasıdır. Kimse suçu gençlerimizde aramasın, kimse onları beceriksiz, yeteneksiz ve yaratıcılık yoksunu olarak tanımlamaya kalkmasın. Yıllardır çok yakından izlemeye çalıştığım bu genç insanların tüm bu zorlulara karşın hala heyecanla çalıştıklarını, bir gün bir şeylerin düzeleceği umudunu yitirmediklerini görüyorum. Parklarda, sokaklarda, meydanlarda ellerindeki amatör video kameralarla dolaştıklarını, malzeme alabilmek için bile aralarında para toplamak zorunda kaldıklarını, çekim yerlerine çoğu kez yürüyerek gittiklerini, teknik sorunlarını çözebilmek için çalmadık kapı bırakmadıklarını iyi biliyorum. Ve bir gün uluslararası düzeyde, değer oldukları yeri alacaklarına da yürekten inanıyorum. Yeter ki hiç zaman yitirmeden, bu insanlarımızın benliklerinde taşıdıkları enerji ve sinema tutkusuna, yanıt verebilecek olgunlukta bir toplum olmayı başarabilelim.

Türkiye'de de artık oldukça çok sayıda kısa film ve belgesel çekiliyor. Kameralara ulaşmak, çok az giderlerle kurgu yapmak işi oldukça kolaylaştırdı. Bu bir yönden iyi, bir yönden kötü oldu. İyi oldu çünkü yeteneği olan kişilerin önündeki teknik engeller kalktı. Bu iş zengin işi olmaktan çıktı. Kötü oldu çünkü eski özen biraz erozyona uğradı. Eskiden deklanşöre basmadan kırk kere düşünülür, ön hazırlık yapılır, iş daha sıkı tutulurdu. Çünkü malzemeye zor ulaşılıyordu ve pahalı idi. Şimdi bir SD karta yüzlerce plan sığdırılıyor.  Kurguda birçok hata kolaylıkla yok edilebiliyor. Festivallere başvuran filmlerin sayısı binlerle ifade edilir oldu ama övgüyü ve gösterimi hak eden film sayısı bu artışla paralellik gösteremedi.  Ülkemizde en çok öğrenciler kısa film ve belgesel çekiyor. Ama bu filmlerin büyük bir kısmı etüd çalışması niteliğinde. Tam anlamı ile kısa film konseptine cevap veriyor diyemeyiz. Öğrenci filmleri eskiden daha cesur ve sorgulayıcı oluyordu diye düşünüyorum. Ama hala yürekli, yaratıcı, sorumluluk taşıyan, nitelikli filmlere rastlıyoruz. Kabaca şöyle söyleye biliriz: Demokrasiyi gerçek anlamda içselleştirmiş ülkelerde, diğer sanat dallarında olduğu gibi, kısa film ve belgesel alanında da arzulanan özgürlük ve destek olanakları var. Siyasi ortam sertleştikçe, yönetmenlerin işi de o denli zorlaşıyor.

Kısa film ve belgesel festivallerinin sayısının artması ilk bakışta iyi bir gelişme gibi gözüküyor ama bu kadar çok festival olması bir dağınıklığı da beraberinde getiriyor. Festival karmaşası yaşanıyor. Herkes birbirinden habersiz bir şeyler yapıyor. Çoğu zaten bir iki yıl sonra kendiliğinden yok oluyor. Yerel çapta ufak festivaller olmalı ama bazı festivaller de dünya çapında Türkiye’yi temsil edebilecek güce sahip olmalı. Bence festivallerde "yarışmalı" ve "yarışma dışı" diye ayrı bölümler olmalı, yönetmen bunlar arasında seçimini yapabilmeli. Yüksek para ödüllü yarışmalar da var şimdilerde. Kişilikli yönetmenler bu ödüllere ulaşmak için, inanmadıkları filmleri çekmesinler, kimliklerinden ödün vermesinler. Kendine olan saygı ve sanatçı bağımsızlığının parasal karşılığı yoktur. Hangi yarışmadan, hangi festivalden, hangi jüriden ödül aldıkları çok önemli. Duyarlılık gösteren de var, göstermeyen de var. Zaten herkesten her şeyi bekleyemeyiz. Duyarlılık gösterenler alkışı hak ediyor. Zaten onlar da olmasa çağın gerisinde kalırız. İyi ki varlar. Ben kısa film ve belgesel ile ilgilenenlere her zaman şunu söylüyorum: İşin teknik yanı çözülür. İşin bu yanı nispeten kolay. Esas olan ne söylediğin. Söyleyecek bir sözün olması için de, edebiyatı, sosyolojiyi, psikolojiyi, tarihi, siyaseti, felsefe gibi alanları, pozitif bilimleri iyi bilmek gerekiyor. Çok okumak, araştırmak ve gözlem yapmak şart oluyor. Kısa Film yönetmeni Serpil Altın’ın dediği gibi: “Kitap okumayan, film izlemeyen, tiyatroya gitmeyen, gözlem yapmayan, fotoğrafa ilgi duymayan, müzikle barışık olmayan, doğanın seslerini dinlemeyen, hayalleri konusunda ısrarcı olmayan biri... En iyi okulda da okusa, en iyi kurslara da gitse, nasıl iyi bir sinemacı olabilir ki?”

Şunu unutmamak gerekir ki, amatör sinemacı, acemi sinemacı demek değildir. Kuşkusuz içinde acemileri de olacaktır. Ne ki onların da, kısa zamanda kendilerini yetiştirmemeleri için bir neden yoktur. Asıl önemli olan, örgütleri güçlenmemiş ve genç sinemacıları var olmayan ülkelerin, gerçek sinema sanatı dünyasına da sahip olamamalarıdır. Tek çıkış yolu, ciddi kültür politikalarının oluşturulması ve gençlerin önündeki engellerin kaldırılmasıdır.

Hilmi Etikan ( Şenol Çöm'ün "ÖDÜLLÜ YÖNETMENLERLE KISA FİLM VE BELGESEL ÜZERİNE SÖYLEŞİLER" kitabı önsözü.





*
TÜRKİYE'DE KISA FİLMİN BAŞLANGIÇ YILLARI (Belgesel Film)








GÖRÜŞLER...

*Kısa film sinemanın fideliğidir.
Onat Kutlar

*Kısa filmde bir yapımcı ve ekonomik anlamda insanı zorlayan bir durum olmadığı için daha yaratıcı davranma şansınız var, bu da bir özgürlük alanı oluşturuyor.
Cemal Şan

*Başarılı bir kısa metraj filmi, uzun metraj filmden ayıran en büyük özellik, içinde barındırması gereken yalınlık ve zekâ yoğunluğudur.
Hilmi Etikan

*Kısa filmin tabiatı icabı anlattığı hikâye ve anlatım biçimi, uzun metrajdan çok farklı. Nicelikten ziyade bir nitelik farkı var. Kısa filmin kara suları çok daha başka diyebiliriz.
Tayfun Pirselimoğlu

*Kısa filmin, bilinen sinema kodlarının dışında ya da en azından, bilinen sinemanın dışına taşması, araştırmaya yönelik olması lazım.
Ümit Ünal

*Klasik tanımı 30 dk. altındaki filmlere kısa film diyebiliriz. Bir uzun filmde ele alamayacağınız her anlatım biçimiyle aktarabilirsiniz meselenizi.
İlker Canikligil

*Kısa film, uzun filmin annesidir. Uzun filimde yapılamayacak bir sürü şey kısa filimde çok kolay yapılabiliyor.
Serdar Akar

*Kısa Film bana göre; anlatım biçimi, kurgusu, senaryosu ve çekim tekniğiyle yönetmenin kendisini kısa sürede anlatma, tanıtma biçimidir. Bir çeşit yönetmenin demostrasyonudur.
Hayri Çölaşan

*Uzun metraj öncesi bir ısınma turu veya staj değildir. Yaratıcısına, uzunla kıyaslandığında çok daha serbestlik tanıyan bir tür.
Okan Ünsür

*Kısa film, anlatım malzemesi sinemayla aynı olan ama dil, tavır ve tarz olarak sinemanın ve filmin diğer türlerinden ayrılan bir ifade aracıdır.
Kudret Sabancı

*Anne, baba parası üzerine, arkadaş kıyağı soslu, acar ve yaratıcı prodüksiyon tasarımı yapılmış filmlerdir kısa filimler.
Ömür Atay

*Yaratıcıları açısından tam anlamıyla bir özgürlük alanıdır. İzleyici tarafından bakıldığında ise derdini kısa sürede ifade eden filmdir. İlk kısa filminizle kendi filme dönüşmüş halinizle yüzleşir, kendinizle daha somut bir şekilde uğraşırsınız.
Aydın Bulut

*Kısa film daha kısa zamanda, daha özgür olmak bana göre. Kısa bir süre sonsuz bir özgürlük.
Çağan Irmak

*Uzun metrajla arasında ters orantısı olan bir alandır. Süre kısaldıkça yapılacak artistik düzen ve diğer tüm şeyler çok daha doğru ve iyi olması gerekliliğine doğru götürür. Çünkü anlatım zamanı kısa ve olabildiğince özgürdür.
Soykut Turan

*Uzun metrajdan tek farkı metre farkıdır.
Oktay Güzeloğlu

*Kısa film yenilikçidir; uzun metraj filmler için riskli olabilecek gerek içerik gerekse biçimsel yeniliklerin denenebileceği bir laboratuvar ortamıdır.
Şenol Çöm

*En kolay biçimde standart formların dışındaki türü kastediyoruz. Kısa filim, olanakları, sınırları kısaca her şeyi zorlayabilme özgürlüğünün kapısını açık bırakır.
Mehmet Güreli

*Kısa filmin bir tanımı olamaz diye düşünüyorum. "Sinema" nasıl evrensel bir kelime ise, Türkçe karşılığını bulmaya çalışıyorsak aynı şey "Kısa Film" için de geçerli.
Nur Akalın

*Bir derdin vardır ve bunu kamerayla anlatırsın. Metrajı tamamen piyasayla ilgili birşey, kısa ya da uzun film filmdir.
Özer Kızıltan

*Ön hazırlık ve çekim süresinin daha kısa olması dışında kısa ve uzun metraj film çekmek arasında hiçbir görüntü çalışması farkı olmuyor.
Mehmet Aksın

*Her şeyden önce bir egzersizdir, bir deneme tahtasıdır. Uzun metrajın getirdiği birçok zorunluluğu içinde barındırmayan yapısı gereği üreticisine sonsuz olanaklar verir.
Umut Aral

*Kısa film genellikle ticari beklentisi olmayan filmler statüsüne giriyor. Böyle olunca da kısa filmler, daha bağımsız, belki daha yenilikçi, ama daha çok öğrenme aşamasında yapılan işlerden oluşuyor.
Serdar Pehlivanoğlu




 
İçeriğe dön | Ana menüye dön